1.4.08

Teknolojinin Sıvılaşması












UC Los Angeles Baglami,

University of California Los Angeles mimarlık bölümü, Japon mimar Hitoshi Abe’nin geçen yıl bölüm başkanı olması ile Asya’nın büyüyen etkisi, yeni üretim teknolojilerinin yarattığı çokluluk ve buna bağlı hızlı bir ekonominin kesişiminde, en önemli mimarlık okullarından biri olarak anılmaya başladı (Abe, UCLA Architecture 2008).

21. yüzyılın postmodernist ekonomisinin en garip ürünü olan Los Angeles’da, UCLA özgül bir tasarım anlayışı kurmaya çalışıyor. Batı Yakası, yani Los Angeles mimarlığı bağlam ile kurduğu yetersiz ilişki yüzünden eleştirile dursun, bir yer olmak isteyen yeni kentlerin yatırımcıları için uğrak tasarımcı havuzu konumunda bugün kent.

Los Angeles toplulukların korkusuyla sistematik olarak bildiğimiz anlamda kamusal alanları yok edilmiş (Davis 1990) .Bunun karşılığında kent kamusallığı görsel kültür, ağlar, alış veriş ve de etkinlikler üzerinden kenide özgü biçimde yeniden kurmuş. Böylelikle geçmiş gibi kavramların olmadığı, neredeyse bir bilim kurgu filminin içinde yaşamak; teknik, makine, sanal, vücut gibi olgularınızı ister istemez yeniden tanımlıyor ve batı yakası mimarlığını farklılaştıryor...

PDF indir

devam




UCLA de ve Sci-Arc'da üç yıl süren “Master in Architecture I” ve bir yıl süren “Master in Architecture II” olmak üzere yüksek lisans seviyesinde başlıca iki program var. Yeterli deneyim ve derecesi olanlar bir yıllık programa kabul edilirken, diğer alanlardan gelenler ya da geçmiş eğitimleri yetersiz bulunanlar üç yıllık eğitimi tercih ediyorlar.

Asyalı öğrencilerin çalışma disiplini ile Amerika’ nın pragmatist alışkanlıkları bir araya gelince ortaya çıkan yoğun çalışma temposu tüm stüdyo ortamını etkiliyor. Teslimler öncesi sabahlamakdan çok stüdyoda yaşayan bir öğrenci topluluğu anlamına geliyor bu. Ortalıkta gördüğünüz buzdolapları, fırınlar veya kanepeler bunun bir sonucu tabi. Üniversitenin ne işe yaradığı ya da gerçekten bir işe yaramasının gerekip gerekmediği tartışıla dursun hızlandırılmış eğitim süreci Columbia’dan Sci-Arc’a kadar birçok metropol okulunda benimsendi bile. Bu demek oluyor ki dokuz ay içinde beş dönem ya da iki akademik yıl bitirmiş oluyorsunuz. Sıkı çalışma disiplinin yanı sıra grup çalışması da önemsenen bir öğe olmakta okullarda. Bireyselliğin öncelikli olduğu Amerikan Hayatı bile çalışma alışkanlıklarını değiştirmeye çalışıyor. Yan’ kahraman mimardansa takım içinde bireysel yeteneklerini genişletebilen mimar önem kazanmakta.

Teknoloji dersleri okulun en ayırt edici yönlerinden birisi. Eğer bugün malzeme ile tasarımcı arasında birebir ilişkiden bahsedemiyorsak ve Bauhaus tutumu geri dönülemeyecek biçimde dönüştüyse, tasarımcı ve malzeme arasında bugün nasıl bir ilişki kurulabilir?

Bilgisayar tasarımı ve fiziksel ürün arasındaki hassas bağlantının sürekliliğini sağlayan “CNC milling”, 3 boyutlu yazıcılar, vakum form ve lazer kesim tezgahları tüm öğrencilerin aktif kullanımına sunuluyor atölyelerde. Bu ortam benim için okulun en heyecan verici yanını oluşturdu geçtiğimiz sene içinde. Çünkü üretim tasarım sürecinin bir parçası haline gelmişti. Doğru yazılımların düşünce biçiminize entegre olması, ihtiyaçlarınızı karşılamadığı noktada özgün kodalar kullanarak alternatif açılımlar denemek, üretim sırasında çıkan hatalardan ders çıkararak öğrenilen süreçte geriye gitmek, makine dilinin tıpkı malzeme dili gibi özgüllüğünü sonuç üründe koruması UCLA deneyiminden bana kalan en belirgin tasarım deneyimleriydi. Bu anlamda bilgisayarın tasarımda Avant Garde bir tutum olmaktan çok keşfedilmekte olan olanaklar sunuluyor. Likitleşmiş, tasarım sürecine yayılmış teknoloji, yazılımlar, makineler ve teknikler eğitimin parçası oluyor.

Fotoğraflardaki yüzey çalışmaları önce bilgisayarda Rhino ve Maya yazılımlarında desen panelleri olarak tasarlanmış, sonrasında CNC tezgahlarda işlenen kalıplar vakum form makinelerinde sıvılaştırılmış plastik yüzeylere işlendi. Bu desen tek bir ritmin tekrarindan çok biraraya gelebilen çeşitlemelerden oluşuyor. Süreçte çoğu zaman defalarca tekrarlanarak doğru CNC çözünürlüğü, form ve bir araya geliş detayları geliştirildi. Birebir ürünün yanı sıra çizimler yüksek çözünürlüklü bilgi içerecek biçimde tasarlandı ve hep vektörel özellikleri korunarak sonuç paftalara geçirildi. Perspektifler yer alsa da “Render”lar, keskin olmayan ve kolay manipüle edilebilir anlatımlar olduğundan en niteliksiz mimari dokümanlar olarak görülüyor okulda. Süreç boyunca kullanılan teknikler de titizlikle seçiliyor. Örneğin vektörel çizimler hiçbir zaman Photoshop gibi piksel tabanlı yazılımlarda işlenmiyor. Bilgisayar modelleri de her zaman “calculus”a dayalı Maya veya Rhino programlarında geliştiriliyor.

Araştırma Stüdyosu ise UCLA’e özgü bir eğitim metodu. 4 dönem boyunca proje stüdyolarına ek olarak devam eden Araştırma Stüdyosu son dönemde kapsamlı bir bitirme projesi niteliğinde işleniyor. Araştırma konuları kentsel bağlamda altyapısal, demografik, kültürel alanları kapsamakta; buna ek olarak her stüdyo kendine özgü ileri teknikleri (canlandırma, istatistikler, etki ve performans gibi) deney alanına dahil ediyor (Abe 2008). Thome Mayne, Greg Lynn, Jason Payne, Neil Denari, Kivi Sotoma bu stüdyoları yürüten önemli isimler arasında. Bu isimlerle birlikte Sci-Arc mimarlık ortamı bugünlerde forma ve tekniğe tutkulu Los Angeles okulu olarak anılıyorlar (McGuirk 2007).

Mimarlığın teknikte ki güncel açılımları ile LA okulu yakından ilişkili aslında. Geçtiğimiz yıllarda tüm uzay-uçak endüstrisi yazılımlarının, animasyon araçlarının mimarlık alanına girmesi kentteki mevcut çeşitli endütriler sayesinde mümkün oldu. Mühendislerin ve animasyon tasarımcılarının teknikleri UCLA ve Sci-Arc’da mimarlık platformuna aktarılmaya başlandı 1998’den itibaren.

Bu bakımdan Deleuze’ün yaratıma dair fikirlerinin burada Greg Lynn’in “Canlılık” makalesinden başlayarak birçok alanda karşımıza çıkması bir tesadüf değil. Güncel durumda ise tüm bu isimler post-modernizmin barındırdığı çeşitliliğe benzer bir şekilde birbirine yakın ama farklı paradigmaları savunuyorlar. Örneğin Jason Payne hislerin ve etkilerin yeni tekniklerle nasıl yakalanabileceğini araştırıyor. Bunu “soft space” olarak adlandırırken gerek yapı ile insan arasında, gerek makine ile vücut arasında ki mekanı niteliyor. Bu tür deneyim hislerini araştırırken, formların analog olarak üretilmesinden çok belirlenmiş üretim stratejileriyle bütüne ulaşan bir yol izliyor Payne. Öte yandan başka bir örnek Tom Wiscombe ise formları performans değerlerine göre mimari çözümlerde kullanıyor. Biçimlerin taşıyıcılıkları ve benzer performanslarını yeniden değerlendirerek üretiyor.

Tüm bu farklı yaklaşımların altındaysa tasarımın “üremesi” , “gelişmesi” gibi kavramlar yer alıyor. Bu tasarımlar yapma çevrenin içinde en doğal, bütüncül tasarım ürünleri olarak karşımıza çıkıyorlar (G. C. Verchota 2000).Yani mimarın tasarımın her seviyesinde, her köşesinde keyfi kararlar almasındansa sistemlerin, stratejilerin sürece tutarlılık getirmesi kabul edilmiş bir ele alış biçimi. Bu tutum ANY dergisinin editörlüğünü yapan Michael Speaks etkisinde “emergent interactive form (Michael Hensel 2004)”olarak kavramsallaştırlıyor. Speaks’ ın “İdaller, İdeoloji, Akıl” makalesinde Deleuze’ün yaratım üzerine teorilerini, üretken sistemler kurgusuna uyarlanması Los Angeles okulunda genişçe kabul görmekte. Bu farklı kavrayışların hepsinin ortak özelliği 1970 sonrası teoride yaşanan çoğullaşmanın farkında olarak konumlanmaları.

Tabi tüm bu gözlemleri, Türkiye’de entelektüel açılımları ileri birçok mimar ve tasarımcı ile eğitimini tamamlamış bir mimar olarak yapıyorum. Bu anlamda Türkiye’de Amerika’dan daha esnek ve sosyal açıdan sorumlu bir tasarım akademik çevresinin olduğu kuşku götürmez bir gerçek. Para = doğru ya da ün = başarı denklemlerinden sıyrılabilmiş olması bakımından Katalan ya da Japon güncel mimarlığına benzer, gelişen teknolojileri doğru kullanan ve kavrayan, eleştirel bir duruş kazanabileceğini düşünüyorum.

Öte yandan Türkiye mimarlık ortamında çoğu dijital tasarım teorisinin pratiğinden ayrıştırılmış şekilde ithal edilmesini de en az baştan çıkarıcı görüntülere indirgenmesi kadar sorunlu buluyorum. Bir yüksek lisans jürisinde öğrencilerden birinin söz alıp sunumdaki projelerden çarpık yapıları “dijital mimari”, düzgün köşeli, diktörgen yapıları da “klasik anlayış” olarak sınıflandırdığı günü hala dehşetle hatırlıyorum. POMO’nun veya benzerlerinin Türkiye’ye zevk verici imgeler olarak ithal edildiği günleri anımsatan bir tanımlamaydı bu. Oysaki yapı performansının tasarımıyla bütünleşmesi, karmaşık konum verilerinin yorumlanması, etkilerin çevreye dönüşmesi, tekdüze kapalı tekrar sistemlerinin esnekleşmesi, zengin topografyanın tasarıma açılımlar getirmesi gibi birçok özgün yorum teknolojinin fetişten ya da romantik söylemlerle eleştirilemsinden çok alet ya da belki vücut olarak kullanılmasıyla; likitleşmesiyle mümkün olacak.



Bibliography
Abe, Hitoshi. In UCLA School of Architecture Catalog, 10-11. Los Angeles: Regents of UCLA , 2008.
Abe, Hitoshi. "Thought Matters UCLA Architecture and Urban Design Research Studios 2006-2007." 7. Los Angeles: Regens of UCLA, 2008.
Davis, Mike. City of Quartz: Excavating the Future in Los Angeles. Los Angeles: Vintage Books, 1990.
G. C. Verchota, A. L. Vogel. "Nonsymmetric Systems and Area Integral Estimates." Proceedings of the American Mathematical Society, 2000: pp. 453-462.
McGuirk, Justin. «The new LA school.» ICON 052, October 2007: 50-54.
Michael Hensel, Achim Menges, and Michael Weinstock. "Emergence: Morphogenetic Design Strategies." Architectural Design, 01 2004: 6-7.


No comments:

Post a Comment