19.9.13

Right to the City


XXI Temmuz/Agustos 2013 dergisinde yayınlanan "Şehir Hakkı" yazımdan:

Güç odakları bu devasa görünümlerini yaratırken gerçeklerden çok gerçeğin görüntüsünü buğulandıran yanılsamalardan yararlanır. Bu bağlamda yaşadığımız durumu ve aktörlerini yeniden görmeye çalışmanın faydalı olduğunu düşünüyorum.
“Şehir Hakkı” (Right to the City) düşüncesi Lefebvre tarafından 1968 de akıllara ekildiğinden bu güne kadar Gezi Parkı Hareketi kadar güçlü bir varlığını bulmadı. Bu kadar ileri bir demokratik hakkın istenmesi ihtimali belki iktidarın kendisi tarafından bile beklemedik bir durumdu.
Gezi Parkı olayları aslında herkesin temel ihtiyaçlarından olan hava - su - toprak –doğa – kültür gibi alanların satılabilir şeyler haline dönüşmesi, aslında bu alanların halka  ait şeyler olmaktan çıkmasının örneklerinden biridir.  Gezi Parkı’ na ilk müdahale ise kentten eksiltilen bu kolektif varlıkların ne kadarıyla yaşayabileceğimizin araştırmasıdır. Başka bir değişle bıçağın nerede kemiğe dayanacağının testini yaşadık.
Bu testin ve eleştirilerinin farklı şekillerini dünyada da her an görüyoruz. Bunu “Occupy Wall Street” dünya üzerinde ki paranın az kısmının %99 ve çok kısmının %1 elinde olması olarak tartışırken “Diren Gezi” hareketi şehirde sahip olduğumuz hakların parası yetebilen küçük bir zümre tarafından tüketilmesini eleştirerek yapmaktadır. Peki bu durumu kim başlattı ve bu noktaya kadar neredeydiler?
Bazılarımız Gezi Park’ını AVM ye dönüştürme operasyonun steril bir müdahale olduğunu bazılarımız ise kanın gövdeyi götürdüğünü düşünüyor.  Bu ayarı bozuk algı kontrastının temel sebebi ise yine bu buğulu camdır. Bazen az gördüğümüz, bazen kendi yansımamızı gördüğümüz çok ender olaraksa gerçekleri gördüğümüz bir algı filtresidir. Bu buğulu görüntü geçtiğimiz günlerde kimi zaman “yandaş medya” kimi zaman da “algı yönetimi” olarak adlandırıldı.
 Bu durum çok insanın az taleplerine karşı az insanın çok talepleri arasında devam eden bir savaştır. Azla yaşamayı tercih eden kitle kısmen bunu adil bir yaşam ahlakı olarak görüp, bazen iç huzur bazen de anlamlı bir hayat için yapıyor diyebiliriz. Ama ne yazık ki bu berrak algı da çoğunluğun içinde çok küçük başka bir gurubun tekelinde. Bu her şeyi berrak şekliyle gören kitle ise ne bir güç odağı olmak ne de iç huzurunu bozmak niyetinde olmadığından algısı düşük “tabakalara” inip de yeni perspektifler açmak derdinde hiç değillerdir.  Bu elitizimleri ile “güç simasarlarından” bile daha katı yapılarıyla kat be kat daha seçkinci bir yerde tutunmaktadırlar. Güncel ve yaygın bir bilgi – algı ağı olarak yorumlanabilecek sosyal medya ise bu elitizmi daha da keskinleştirmekten başka bir anlamı olmadığının bile farkındadır.
Bu seçkinciliği daha da perçinlemek için sosyal medyayı Bu algı biçimlerinin demokratikleşmesi için bir yol olarak sosyal medyanın bile anlamsız olduğunun onlar da farkındadırlar.
Alper Derinboğaz


6.5.12

Complexities to Regularities

Murat Güvenç, dünyayı, bir başka deyişle karmaşık veriler yığının ilişkiler üzerinden anlamaya yönelik yaklaşımını kısaca özetleyen semineri izlemeye değer:



Ayrıca İlişkisel sosyoloji manifestosundan ağlar toplumuna bir tavsiye : "Dünyanın varlıkları ! İlişkiye geçiniz!"

23.4.12

Twenty Something Seminars: Alper Derinbogaz, Works 2001-2011

Twenty Something serisinde bu Persembe 12:30 da Taskisla 109'dayız. 2001'den bu yana deneysellik ve gerçeklik arakesitinde salınan tasarım süreçlerimizi konuşacağız. 

9.2.12

Mukarnas @ İstanbul Fashion Week


Özgün tasarımlarıyla son yıllarda moda dünyasının en öne çıkan isimleri arasında yer alan Günseli Türkay; İstanbul Fashion Week kapsamında 2013 Sonbahar-Kış koleksiyonunu 8 Şubat Çarşamba, W Lounge’da düzenlenecek özel gecede bir defile ile tanıtacak. Bu özel gecede Günseli Türkay, Alper Derinboğaz ile birlike hazırladığı ve “Mukarnas” ismini verdiği koleksiyonunu visual art show eşliğinde moda severlere sunacak.
Osmanli mimarisi kökeninde bulunan ve mukarnas olarak anılan bezeme formu koleksiyonun ilham kaynağı oldu. Mukarnas aslen evrenin tek ruhunu simgeleyen kubbeye geçiş formu, kubbeyi havada yüzercesine taşıtan bir bezemedir.Prizmatik desenlerin yanyana ve üst üste kullanımı evrensel birlik ve dengeyi sembolize etmektedir. Mukarnas formu parametrik tasarim gibi güncel tekniklerle bu koleksiyon için yeniden üretildi ve melezleştirilerek kullanıldı. Bu formlar kubbede değil ama vücudu saran bir yüzeyde yeniden anlam kazandı. Bu sureçte çikan desenlerde matematik algoritmalarin kullanimi karmaşık örgü desenleri üretmektedir. Bu desenler uzun gece elbiselerinde el işçilikleri ile birleşerek avangard bir görüntü yakaladı. Her elbise için ayrı ayrı tasarlanan omuz ve vücud aksesuarları da giyen kişiye kendi seçimlerini yapma şansı vermektedir. Aslen insan bedenini çevrelemeyi amaç edenin iki alan, mimarlık ve moda, arasında ki sınır Mukarnas koleksiyonu ile eriyor ve yeni açılımlar getiriyor.

Defileden Fotoğraflar/ Catwalk Photos: http://alperderinbogaz.info/MOUQARNAS

1.2.12

28.12.11

Happy New Year!

24.12.11

AEDAS Fabricates Kinetic Facade in Abu-Dhabi

Aedas, New-Headquarters-Al-Bahr-Towers-Abu-Dhabi.

12.12.11

XENAKIS - Sketches of the Invisible



Besteci, müzisyen, mühendis ve de mimar olan Iannis Xenakis çeşitli matematik teorilerini müziğe dönüştürmesi  bunun yanı sıra Courbusier'in ekibinde öncü bir rol almasıyla ünlü. Aynı zamanda elektronik müziğin öncüsü olan Xenakis' in bestelerini planlamada topolojik eskizlerden yararlanıyor.

1.11.11

Procrastinators' Wallpaper Says: "When? if not now"

Bu duvar kağıdını erteleme hastalığıma karşın yaptım: Şimdi değilse ne zaman? Ben de pek işe yaramadı. Belki birinize yararı dokunur.

23.10.11

Transmaterial: A Comprehensive Guide for Novel Materials


Yeni malzemeleri bir araya getiren en kapsamlı kaynaklardan birisi Transmaterial Kitabı. Organik LED' lerden Chronos Chromas Beton'a kadar onlarca yeni malzeme ve kompoziti tanıtıyor bu katalog.  Kitabın bir de online versiyonu olduğunu keşfettim : transmaterial.net

International Architecture Bienalle Antalya: Augmented Structures Workshop

Atölyede kompozit malzemeler, performatif yüzeyler ve birim tabanlı yere özgü strüktürleri araştıracağız. Antalya' da görüşmek üzere : http://www.iaba2011.org/

16.10.11

5.9.11

Augmented Structures / Acoustic Formations of İstiklal St.

"Augmented Structures v1.1 : Acoustic Formations/Istiklal Street" is an augmented structure, an installation by Refik Anadol and Alper Derinboğaz which is created through the use of innovative parametric architecture and audiovisual techniques. The projects deals with a new mediated space: How to translate the logic of media into architecture? In this first experiment field recordings of Istiklal Street will be transformed in to parametric architectural structure. The project seeks interactions between space, sound, visual and light.

1.7.11

Book: Composites, Surfaces, and Software [High Performance Architecture]

Gregg Lynn'in Yale Mimarlık Okulunda hazırladığı bu kitap, bilgisayar teknolojilerinin ve sayısal üretim tekniklerinin çok disiplinli çalışmalarla nasıl yeni boyuta taşındığını anlatan güncel bir yayın. Hesaplamalı teknolojilerin farklı disiplinlerle bir araya getirerek, katılımcı tasarım ile "yüksek performanslı mimarilerin" ortaya çıkışını anlatıyor.

7.6.11

Opening: Istanbul Summer Exhibiton 8 June 2011



İstanbul Yaz Sergisinde bize katılın. Come and join us in İstanbul Summer Exhibiton.

16.5.11

GATE @ freshtival / 28 may




Gate, Freshtival girişinde yer alacak bir teleport kapısıdır. Ziyaretçi içinden geçtiğinde unutamayacağı bir deneyim edineceğini, bu kapısnın arkasında herşeyin dış dünyadan farklı olduğunu hisseder...

Ziyaretçi giriş tüneline adım atmasıyla kendisini bir -ışık mekan- içinde bulur. Işık mekan adeta bir orman gibi canlı, ziyaretçiye tepki veren, onlarca küçük ateş böceğinden oluşan, yapraklardan süzülen ışınların hissedildiği farklı atmosferlerden oluşmaktadır.

Bu illüzyonist alan izleyiciyle birlikte yürümeye başlar. Sonrasında mekan da ki titreşim artar ve  izleyici festival alanına yaklaştıkça hızlanarak tam da kalp atışlarınızın festival ritmini yakaladığı noktada konser alanının orta yerine fırlatır sizi...



Miller Freshtival 2011 - Freshgate from Oğuz Emre Bal on Vimeo.

23.4.11

Tooling: 120 Euros Home Grown 3D Scanner

(EN: So this is one the first scans that Frederik has done.  This 3D laser scanner which is including a Laser Liner and  a HQ camera, going to cost you about 120 euros.)

Frederik de Smedt' in yaptığı 3D scannerin ilk deneme sürüşü.Bir laser liner ve bir de webcam' den oluşan tarayıcı ile 1mx1mx1m büyüklüğünde ki herşeyi tarayabiliyorsunuz. Tabi 3D scannerlar yıllardır var ama hiçbirisi evinizde kullanabileceğiniz ucuzlukta ya da yanınızda taşıyabileceğiniz küçüklükte değildi. Bu tür araçların ve bilginin yayılması tam olarak da bilgi çağını bilgi çağı yapan şey sanırım. Mesela sinema yıllardır var ama son 10 yıl içinde el kameralarının ucuzlaması ve gelişmesiyle sinema, video art yeni bir boyut kazandı. Buna benzer bir dönüşümü fotoğraf sanatı 1950 ler de şipşak kamerların gelişmesiyle yaşanmıştı.

Yeri gelmişken Aranda + Lasch ikilisinin de Tooling kitabı da mimarlık alanında bizim araçları, araçların da mesleki pratiği etkilemesiyle ilgili gözden geçirilmesi gereken bir yayın...

29.3.11

Associative Urban Design - İlişkisel Kentsel Tasarım

Son dönemde bulunduğumuz birçok seminer, konferans, atölyeler' de "muhteşem" , "birşey anlamadım"  ve bunlara ek olarak bir de "bunlar mimari de ne işe yarar ki" kategorisinde sorular alıyoruz. Bu sonuncu soruya  gülsem mi üzülsem mi pek bilemiyorum. Bu teknolojilerin altında yatan olanaklar mimari tasarımdan kentsel tasarıma kadar bütün alanlarda köklü değişimlerle hissedeceğimize iyi bir örnek olduğunu düşündüğüm bu çalışmayı paylaşıyorum. İlişkisel, toplojik, networked, assocaited terimleriyle tanımlayabileceğimiz bu kentsel tasarım aracı; blokların güneş alma değerlerinden, araba park sayısına kadar birçok şeyi ilişkisel olarak değerlendiryor ve buna parametreler doğrultusunda tasarlıyor.

22.1.11

"perform.lab" Exhibition


İlgili habere şuradan ulaşabilirsiniz: 


‘perform.lab’ Sergisi açılış kokteyli 17 Ocak 2011 Pazartesi saat 17.00 'da Beykent Üniversitesi Şişli – Ayazağa Yerleşkesi Mimarlık Bölümü Açık Ofis Fuayesinde gerçekleşecek.  Yaklaşık bir ay boyunca açık olacak sergimiz 15/02/11 tarihine kadar ziyaret edilebilir. 

__
perform.lab Opening coctail is on Monday, 17th January at 17.00 in Beykent University Ayazaga Campus, Architecture Department Open Office Area. The exhibition may be visited until 15.02.11.

__


perform.lab:


Modernizm mekanın çevresinden ve koşullarından "özgürleşmesi"nin peşinde ki hikayesi yerini mekanın prograsif bir şekilde çözüldüğü "güya" nötralize mimarlıklarla baş başa bıraktı. "Tabula-rasa" ütopyası arkasına sığınmış estetik kaygılarla modernizim çok geçmeden kof bir stil görünümünü aldı. Sonrasında Post-Modernizm ve varyantlarının bizi bu boşluktan kurtarma kahramanlıkları ise indirgenmiş tarihselcilik veya çaresiz karakter yaratma çabalarıyla son buldu. Bu sözüm ona karakterlerin tasarımcıları bile şu anda yaptıklarını pişmanlıkla anmakta. Her ne kadar Türkiye yapı endüstrisi bu dönemleri ,eş zamanlı olarak, hala yaşamakta olsa da tasarım kültürü olan her mimar yapılmakta olan bu dönem taklitlerine tatminsizlikle bakacaktır. 

Peki şimdi bu tür bir arkaplanın ardından, böylesine çok sesliliğin olduğu, teknolojinin aşırı hızlandığı bir dönemde gerçekten de "herşey gider (everything goes)" mi? Yoksa güncel duruma cevap verebilen, köklü değişim içeren iyi mimarlıktan bahsedebilir miyiz? 

Kısaca perform.lab mimarlığın; performans, sürdürülebilirlik, dijital üretim, genetik oluşum gibi güncel meselelerini içeren ve yeni teknolojilerin olanaklarını kullanan bir temel tasarım metodunu hedefledi.
Bu bağlamda perform.lab performans odaklı üretimlerin neredeyse bir laboratuvar gibi deneyler ve denemeler ile defalarca keşfedildiği bir Temel Mimarlık Eğitimi kurgusudur. Bu laboratuvar  Design Studies-I ve Architectural Geometry dersleri koordinasyonundan oluşan bir dönemlik sıralı egzersizler ve altı adet 1/1 ölçek üründen - "form-ation" dan oluşmaktadır. 

Otopsi
Yaprak, kelebek kanadı, ağaç lifi gibi ölü organik dokuların incelendiği ve kendini tekrar üretebilecek diagramlara indirgendiği bir egzersizdir. Sonuçta geometrik birer algoritmaya dönüşen bu organik dokular aslında bilgisayar kod yazım metodunun temel bilgisini içermektedir. 

Self Organizing Component
Taşıyıcılık özelliği olan modüllerin tasarlandığı bu egzersizde onlarca deneme yanılma ile elde edilmektedir ürünler.Birimlere kağıdın katlama teknikleri ile farklı özellikler kazandırılmaktadır.  Bu birimlerin bir araya gelerek oluşturduğu sistemler ön planlama olmaksızın ihtiyaç duyulan organizasyona cevap verebilecek niteliktedir. 

Beden-Hareket Analizleri:
Bu egzersizde üstün dengesi ve hareketli bir strüktür olma özelliği taşıyan hareket halindeki insan bedeni incelenmiştir. Taşıyıcı bilginin diagramatize edilmesi ve stürktür tasarımı olara bil

1/1 Ölçek
Form-ation (form + information) form ve bilginin birlikte yaşadığı tasarım ürünlerinin bir üst seviyeye taşındığı aşamadır.  Bire bir üretimin getirdiği pratik soruları çözerken edinilen bilgi ve analizlerin kaybolmadan son aşmaya taşınması önemsenmiştir. Bu aşamada öğrencinin yaparak öğrendiği 

Sayısal Ortam
Üretilen tasarımların geri dönülerek sanal ortamda yeniden inşası kurulan sistematiğin algoritmik tutarlılığının doğrulaması açısından önemlidir. Böylelikle ortaya konan tasarımlar yeniden üretilebilir bir nevi sayısal genler olarak kaydedilmiştir. 

11.1.11

"perform.lab" Exhibition






30.12.10

Happy 2011 !

9.12.10

Book: -arium "Weather + Architecture"



-arium mimarlığı sınırlarla tanımlayan geleneksel kavrayışımıza yeni bir açılım getirmesi bakımından sevdiğim bir kitap. Farklı enerji biçimlerinin mekanı etkilemesi ve şekillendirmesi çalışılmaya değer konulardan biri. Analizlerin rafineliği ve mimari anlatımın bir parçası olmasıyla güçlü ve anlamlı bir görsel içerik de sunuyor okuyucuya. Kitapta yer alan konseptlere birkaç örnek:
Algarium / Piers Cunnington & Geoffrey Turnbull
Ariumarium / Daniel Briker
Iterarium / Lisa Spensieri
Filtrarium / Johanna Bollozos & Dennis Rijkhoff
Mediarium / Tomek Bartzak
Activarium / Andrea Losier & Andrea Traverso
Fogarium / Renee Leung & Marnie Williams
Thermarium / Daniel Rabin & Annie Ritz
Künye:

Edited by: Neeraj Bhatia and Jürgen Mayer H.
Publisher: Hatje Cantz Verlag

Graphic Design: Eric Bury, Visuals Etcetera

10.11.10

4.11.10

MAD: Ma Jansong Konferansı


Yeni nesil yıldızlardan olan Ma Yansong nam-ı diğer MAD önümüzdeki salı YEM' de olacak. MAD kısa sürede dünyanın en çok aranan ofisleri arasına girdi ve bu süreçte yeni teknolojiler ve yeni mimari paradigmalarada ön ayak oldu. Zaha Hadid' in özgün ve mükemmel form gramerleri oluşturma yetisini ve BIG ( BJARKE INGELS ) ' in "yes is more" felsefesiyle, yani kar etmesini bilen avant-garde mimar duruşunu birarada sunduğunu düşünüyorum. Son yılların takip edilmesi gereken en önemli ofislerinden ...

Bio:
"Ma Yansong, Yale Üniversitesi Mimarlık Okulu’ndan 2002 yılında Mimarlık Yüksek Lisans derecesini alarak mezun oldu.  2004’te MAD ofisini kurmadan önce Zaha Hadid Architects ve Eisenman Architects ofislerinde proje tasarımcısı olarak çalıştı. Pekin Güzel Sanatlar Akademisi’nde [Central Academy of Fine Arts] mimarlık dersleri verdi. Bauhaus, Architectural Association [AA], Columbia Üniversitesi, XXII UIA Dünya Mimarlık Kongresi, Güney Kaliforniya Mimarlık Enstitüsü [Sci-Arch], Güney Kaliforniya Üniversitesi, Danimarka Mimarlık Merkezi, Harvard Üniversitesi ve MIT’de de ayrıca dersler verdi."

2.11.10

Versatility and Vicissitude WORKSHOP @ Nurbin & Huseyin Kahvecioglu Studio, ITU



The dictionary explanation of ‘performance’ is to ‘carry out an action’ or ‘to fulfil a task’. Invariably, this definition seems to invoke a tired utilitarian debate on the correlation between form and function.
Performance evolves from the synthesis of this dynamic, while morphoecological design concerns an instrumental approach, making form and function less of a dualism and more of a synergy that aspires to integral design solutions and an alternative model for sustainability.

workshop by Salih Küçüktuna, C Alper Derinbogaz

final jurry @ ITU / 4.10.2010 at 14:00

27.10.10

GİRİFT YÜZEYLER VE MALZEME ETKİLERİ - söyleşi

TEM/AĞU 2009 - XXI Dergisinde Yayınlanmıştır.



Dijital ortamda tasarım konusunda uzman mimar Branko Kolarevic 15 Mayıs'ta İstanbul'da, Yüzey Etkileri ve Dijital Ortamda Zanaat başlıklı bir konferans verdi. C. Alper Derinboğaz, konferanstan sonra Kolarevic'le yüzey etkileri, sayısal mimarlık ve malzeme-mimar ilişkisi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.

Manufacturing Material Effects (Malzeme Etkisi Üretmek), Architecture in the Digital Age: Design and Manufacturing (Dijital Çağda Mimarlık: Tasarım ve Üretim) gibi çalışmalarıyla sayısal mimarlığın fiziksel üretimiyle yakından ilgilenen Branko Kolarevic, Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Ortamında Tasarım Ana Bilim Dalı'nın katkısıyla konferans vermek üzere İstanbul’daydı. Konferansta genel bir kitleye hitap edebilmek için daha çok sayısal mimarinin temel örneklerine ve bunların yapısal performans değerlerine değinen Kolarevic'le yaptığımız söyleşiyse daha çok yeni kitabında bahsettiği "material effects"(malzeme etkisi) ve "intricacy"* (girift) gibi kavramlar etrafındaydı.

cad: Sizce konferansta bahsettiğiniz yaklaşım bir tür mimarlık akımı mı yoksa pratikte yaşanan bir zemin değişimi mi? Bir akımsa eğer bunun özellikle de küresel bütünleşmenin çok güçlü olduğu bir dönemde, “Uluslararası Stil”e benzer zayıflıklar göstereceğini düşünüyor musunuz?
Branko Kolarevıc: Dünyanın farklı yerlerinde bence birbirinden oldukça farklı yapılarla karşılaşıyoruz. Bu farklılıklar özellikle farklı bağlamlarda oluştuğunda ikonik açıdan çok güçlü sonuçlar ortaya koyuyor. Sayısal mimarlığı bir akım olarak nitelersek diğer birçok mimari akımda olduğu gibi iyi ve kötü örnekler göreceğiz; hatta daha çok kötü örnekler. Bundan 20 yıl öncesiyle kıyaslarsak, ortaya konan ürünleri artık karşılaştırabiliyoruz, iyi ya da kötü olarak ayırt edebiliyoruz. Ya da daha önemlisi ortaya konan yapıdaki yeniliğin kalıcı bir dönüşüm mü yoksa geçici bir stil merakı mı olduğunu değerlendirebiliyoruz. 20 yıl öncesinin tüm geometrik deneylerinin getirdiği malzeme yapılarındaki girift sonuçlar bugün ilgi odağı haline geldi.
Örneğin Herzog & de Meuron’nun mimarisi iyi bir örnek. Binanın genel geometrisiyle pek ilgilenmeseler de yapının belirli bir yüzey kalitesi yakalamasına çok önem veriyorlar. Yeni kitabım da bu konuyu ele alıyor. Yüzeyin nasıl bir etki yaratabileceği ve özgün bir duygu oluşturulabileceğini. Herzog & de Meuron da böyle bir tepki durumunun mekâna nasıl ulaşabileceğiyle ilgileniyor. İnsanlar uzun bir aradan sonra “keyif verici” mekân ya da mimarlıkta “güzel” olandan bahsetmeye başladı. Buna rağmen bir önceki dönemin ilgi odağı olan eğrisel yapılardan vazgeçileceğini sanmıyorum. Artık bu form açılımlarını yargılayabiliyoruz ve bunun belirli bir incelmeye gideceğini düşünüyorum. Yine de mimarlık ortamını harekete geçirecek kavramların etki ve özgün duygu olduğunu düşünüyorum.

cad: Peki, güncel mimarlık ortamında yüzey etkileri neden önemli bir alan tanımlamaya başladı?
bk: Çünkü teknolojiyle kurduğumuz ilişki farklılaşıyor. Önceden üretemediklerimizi üretebiliyoruz teknoloji sayesinde. Geçtiğimiz 50-60 yıl boyunca süs ve bezeme utanılan bir şeydi, halbuki daha önceleri haz veren, tepki verdiğimiz, neredeyse sihirli bir mimari öğeydi. Bezemeler aslında sosyal ve strüktürel anlamda koşullara uyum sağlayarak gelişen desenlerdir. Bu geometrik örüntüler bir sebepten dolayı belirli biçimlerde tasarlanmış.

cad: Yüzey etkileri olarak bahsettiğimiz yaklaşım genelde oldukça fazla sayıda geometrik işlemler yapılması anlamına geliyor. Buysa kod yazma gibi birçok matematiksel strateji geliştirmeyi gerektiriyor. Bu stratejilerin belirginleşmesi sizce yaratım sürecinde tektipleşmeye sebep olabilir mi?

bk: Yöntem ne olursa olsun tasarımda eleştirel düşünce önemlidir ve önemli olmaya da devam edecek bence. Yani anlamlı bir etki ortaya koymak için eleştirel bir bakış açınızın olması lazım. Yeni teknolojilerin birçoğu baştan çıkarıcı ama aynı zamanda birçoğu da çirkin. Onlarla doğru ilişki kurmanız ise bunları kendi bağlamınızda değerlendirme kapasitenizle ilgili.
Örneğin OMA’nın Inside Outside iç mimarlık ofisiyle ortaklaşa yaptığı Casa Da Musica olağanüstü bir bina. Malzeme paleti oldukça hünerli tasarlanmış, özgün ve akıcı bir bütünlükte bir araya getirilmiş bir yapı. Ya da mesela Mies’in Barselona Pavyonu neredeyse malzemenin olanaklarını yüceltmek için tasarlanmış. Merkezindeki kırmızımsı mermerin tasarımdaki özgül ağırlığı ya da farklı seviyelerde karartılmış camlar, koyu kadife perdeler adı konulamayacak bir etkiyi kurmaya çalışıyor bence. Pavyonun geometrisinde malzeme özelliklerini ortaya koyma amaçlı bilinçli ve özgün bir tasarım yönü olduğunu savunuyorum. Herzog & de Meuron’un de Young Museum tasarımını da bunlarla aynı sınıfta değerlendiriyorum. Malzemeyi senaryoya baştan dahil ederek kurulmuş mütevazı ve girift yüzey etkileri biçimlendirilmiş tüm bu örneklerde.

cad: Malzeme ve tasarımcı arasında yaratıcı bir ilişkinin kurulmasının öneminden bahsedebiliriz söyledikleriniz üzerinden. Peki sizce bu, giderek sayısal ortama kayan tasarım süreci içerisinde nerede var olmalı?
bk: Malzemeyi tanıman lazım.

cad: Evet, ben de tam olarak bunu soruyorum: Tasarımcı ve malzeme arasındaki etkileşim günümüzde nasıl gerçekleşmeli?

bk: Bu konuda bence mimar ve malzeme arasındaki ilişkiden çok mimar ve zanaatkâr ya da üretici arasındaki ilişkiden bahsetmeliyiz. Konferansta da altını çizmeye çalıştığım konulardan biri buydu. Malzeme bilgisi derin olan profesyonellerle iletişimden kazanacağımız çok şey var. Mimarlar olarak malzeme amatörleriyiz çünkü hiçbir zaman malzemeyle birebir çalışmıyoruz. Malzeme yapısının bize neler sunabileceğini anlamalıyız. Bauhaus’ta bunun farkındaydılar, malzemeyi kesip biçmeleri gerektiğinin farkındaydılar. Ne yazık ki bu tür bir tutumu kaybettik ancak gelecekte bunun yeniden kazanılacağını düşünüyorum.

cad: Bauhaus seviyesinde olmasa da Harvard’da Malzeme Sistemleri ya da UCLA’de Teknoloji ve Üretim gibi atölyeler bahsettiğiniz dönüşümün başlangıcı niteliğinde. Yine de mimarlığın teknolojiyi zorlar gibi göründüğü günümüzde bile malzeme ya da inşaat mühendisleri, mimarların var olan teknolojileri henüz keşfetmedikleri ya da yetkin bir biçimde kullanamadıklarından yakınıyorlar. Bu bağlamda, profesyonelliğin getirdiği bir yol ayrımı söz konusu mu ?

bk: Bir yol ayrımı var olmak zorunda değil. Bu bahsettiğin yol ayrımını mimar ve müteahhit arasında görebiliriz. Müteahhit, inşaat firması ve yüklenici arasında birçok iletişimsizlik söz konusu. Daha farklı bir ilişki ise derin bir bağlılık gerektirir. Mesela de Young Müzesi’nde güzel bir doğa içinde inşaat yapma sorunuyla karşı karşıyaydı Herzog & de Meuron. Kullandıkları malzemenin doğanın sürekliliğini bozmayacak türde olmasını istiyorlardı. Bu noktada malzeme üreticisinin öne sürdüğü delikli bakır panellerle bu sorun çözüldü. Böylelikle San Francisco Golden Gate Parkı'nın içindeki dev müze yapısı birkaç sene içinde yeşile bürünecek olan perfore bakır yüzeyle kaplandı.

cad: 2003’de Hüseyin Çağlayan’dan Jesse Reiser’a, Chris Cunnigham’dan FOA’ye birçok güncel tasarımcı, sanatçı ve mimarın bulunduğu Intricacy (Girift) sergisinden bugüne bu kavram gittikçe daha sık karşımıza çıkmaya başladı. Sizin de yüzey etkileriyle birlikte kullandığınız giriftlik kavramını ve anlamının ötesinde neleri işaret ettiğini biraz açar mısınız?

bk: Bu kavram teorisyen ve mimar Greg Lynn’in işleriyle ortaya çıktı. Girift, benzersiz parçalardan oluşan bir düzenlemede okunabilir. Bu yüzey ile ilişki kuran insanda duygusal bir tepki ve belirli bir etki oluşturur.

cad: Yani girift olan, akılla sınıflandırabildiğimiz bir nesneden çok duyularımızla-sinir sistemimizle doğrudan ilişki kurar diyebilir miyiz?

bk: Evet bir bakıma öyle. Bununla ilgili bir algı deneyi vardır. Denek basit bir cisimle karşılaştığında onu derhal analiz edip sınıflandırdıktan sonra o cisimle bir daha ilgilenmiyor. Bunun tersine aşırı karmaşık bir nesneyle karşılaştığında anlaşılamaz buluyor ve yine söz konusu nesneye ilgisini hemen kesiyor. Ancak girift olarak tanımladığımız bir yüzeyle karşılaşan denek, ilk bakışta anlayamadığı görsel dilin altında yatan yapıyı çözmeye çalışıyor ve uzun süre ona odaklanıyor. Yani giriftlik kavramı, belki de bu düzeyde bir dil arayışında olmalıdır diye düşünüyorum.

cad: Derslerinizde öğrencilerin sayısal tasarım araçlarıyla nasıl bir ilişki kurmalarını sağlıyorsunuz? Bir eğitmen olarak tasarım yazılımlarının, işleri kolaylaştıran araçlar olarak kullanmanın ötesinde düşünce sürecini geliştirecek şekilde tasarıma entegre edilebileceğini düşünüyorum.

bk: Bence bu konuda izlenebilecek keskin bir yöntem yok ancak ben genellikle öğrenciler için doğru bağlamı hazırlamaya yoğunlaşıyorum. Yani merak ve heves oluştuğu sürece öğrenciler kendi yollarını çiziyorlar.

* Greg Lynn'in Intricacy adlı kitabında geçen “intricacy” kavramı Türkçe'de “karmakarışık” ya da “çapraşık” gibi anlamlara gelse de Farsça karşılığı olan “girift” bu kavramı daha iyi tanımlıyor. Çünkü girift karmaşıklığın ötesinde çok katmanlılığı, bütünselliği, sentezi, küçük ölçekte çeşitlilik ve farklılığı içeren işleri nitelerken de kullanılıyor. Karmakarışık ise tanımlanmaya çalışılan tasarım anlayışına aykırı. Çünkü dekonstrüktivizm ya da postmodernizm dönemine ait anlaşılamaz karmaşıklığa karşıt bir durumu tanımlamakta.

Fotoğraflar Sırasıyla:
The p-wall projesi, Andrew Kudless.
Mies van der Rohe'nin Barselona Pavyonu, akik, mermer, traverten taşları ve farklı renkte hafif boyalı camlardan oluşan zengin malzeme paletiyle öne çıkıyor.
Parametrik varyasyonlar, Nia Garner.
Parametrik olarak tasarlanıp üretilmiş olan Objectiles, Bernard Cache.
arka sayfada
Herzog & de Meuron, San Francisco de Young Müzesindeki kabartmalı ve delikli paneller.
Carmen McKee ve Fuyuan Su, panel sistemi.

Parametric Synthesis Istanbul 2010

developed systems can be seen here: 
special thanks to Luis of LAN http://www.livearchitecture.net/ and the organization team